Sosyal Medya

BÖLGEHABER

Biz Rize'de Gurbette Kaldık

Geçen hafta sonu Üsküdar Rizeliler Derneği'nin gecesindeydik. Geceye katılmak için memleketten kalkıp gelen Güneysu Belediye Başkanı Ahmet Minder, konuşmak için mikrofona geldiğinde (gecenin haberini yaparken de vurguladığımız) bir şey söyledi.



 "Biz Rize?de gurbette kaldık. Sizler 50-60 yıl evvel buralara gurbete geldiniz ama şimdi nüfusumuzun üçte biri Rize?de, üçte ikisi de İstanbul ve civar illerde yaşamaktadır."
Sayın başkan Rize dedi ama Karadeniz'in hiçbir yerinde durumun farklı olmadığını söylemeye gerek yok sanırım. Bazen kaldırmakta çok zorlandığınız bir gerçeği duyar da "hayır, öyle değil!" diyecek olursunuz, ancak gerçeği büyük bir acıyla kabullenip oturduğunuz yere çöreklenmeniz fazla bir zaman almaz. Evet, Karadenizli için memleket gurbet, gurbet de memleket olmuştur artık. Fakat işin en kötüsü, gurbetteki Karadenizli kendini memleketinde hissetmediği gibi memlekette kalmak da giderek cazip hale geliyor değildir. Yani bizi gurbetlere savuran sebepler kaya gibi yerinde durmaktadır.
Göç olgusu, gerçekten son derece köklü, kapsamlı ve etkileri çok derinlere işleyen bir olgu. Ne kadar tahlil edilse, üzerine ne kadar kafa yorulsa yeridir. Şu anda farkedilmeyen ya da belki yeni yeni farkedilen bir sonucu daha ortaya çıkmıştır bence: Gurbette sayınız bu kadar fazla olunca ortada doğru dürüst hemşehri dayanışması da kalmıyor. Örneğin, göç öncesi memlekette zaman ve mekanın şartlarında baş gösteren ve can sıkan problemler, (örneğin sınır davaları vs.) şekil değiştirerek gurbette devam ediyor. Başta ekonomik açıdan belli seviyelere gelmiş olan hemşehrilerimiz, kendilerini kurtardıkları düşüncesiyle hareket ediyor, kendi aralarındaki sosyo-ekonomik ilişkilerde memleketteki geçmişi aratmıyorlar sağolsunlar.
Evet, böyle dernek geceleri insanları bir araya getiriyor, yemek yeyip horon oynuyorlar, uzun süredir görüşmeyen eş-dost hasret giderme fırsatı buluyor. Ama bir yere kadar. Yalnızca gurbette çoğunluk haline geldikleri için değil, aynı zamanda Türkiye'de sivil toplumculuk anlayışının henüz yerli yerine oturmamış olması da en az onun kadar önemli bir etken.
Haklarını teslim etmek gerekir; elbette istisna teşkil eden dernek ve vakıflar var. Çok sayıda öğrenciye burs veriyorlar, gerek gurbetteki hemşehrilerine gerekse memleketlerine maddi manevi destek sağlıyorlar. Ancak adı üstünde bunlar istisna teşkil ediyor.
Çizdiğimiz tablo biraz karamsar gelebilir. Bundan bir süre önce yine haberini yaptığımız bir açılış esnasında konuştuğumuz dernek başkanı, uzun süre Avrupa'da yaşadığını söyledikten sonra oralarda sivil toplum örgütlerinin ne kadar etkili olduklarını örnekleriyle anlatmış, biz de ister istemez gıpta etmiştik.
Fakat durum umutsuz değildir, ağır aksak da olsa bu konuda olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Yukarıda konuşmasının bir kısmını alıp yazımıza çıkış noktası yaptığımız Güneysu Belediye Başkanı Ahmet Minder, sözlerini bitirirken memlekette son yıllarda yapılan hizmetlerde büyük bir artış olduğunu ve bunda da gurbetteki sivil toplum örgütlerinin büyük katkısı bulunduğunu söyledi. Başka il ve ilçelerde örneklerini görmesek başkanın bu sözlerini politik bir manevra olarak yorumlayabilirdik ama öyle değildi.
Yine aynı gecede konuşan Mahmut Ekşi'nin dediği gibi belki hiçbirimiz bir daha memlekete dönmeyeceğiz. Ya da çok azımız döneceğiz. O halde, giderek kolaylaşan ulaşım ve iletişimin de nimetlerinden yararlanarak, kimliğimizi koruyarak ve köklerimizin bulunduğu toprakları unutmayarak sivil toplum çalışmalarını genişletmemiz ve geliştirmemiz gerekiyor. Doğduğumuz topraklara kalıcı olarak dönmeyeceğiz belki, ancak istediğimiz zaman gidip gezip gelebilmek, her gittiğimizde de daha iyi bir halde görmek en büyük hayalimizi olduğu gibi en büyük amacımız da olmalı.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.